Ahmet Haşim Sözleri

Ahmet Haşim Sözleri

Ahmet Haşim Sözleri içeriğimizi okuduğunuz için teşekkür ederiz, "CTRL + F" tuş kombinasyonunu kullanarak sözler içerisinde arama yapabilirsiniz.

Bir hayat o kadar uzundur ki bu yüzden bir hayatı kitaba sığdırmak imkânsızdır.

Sevmeyi bilmeyen, ölmeyi bilmez.

Acılar gece çözülür.

Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkûmuz.

Aşk, değişmeyince ölür.

YARI YOL
Nasıl istersen öyle dinle, bakın:
Dalların zirvesindeyiz ancak,
Yarı yoldan ziyade yerden uzak,
Yarı yoldan ziyade maha yakın.

Dünyanın güzelliğinden korkmaya başlamıştık.

Şairdir şiiri anlatan şairdir seni tanıyan şairdir duyguları yaşayan şairdir size bakan.

Fikirlerine emin mahfazalar bulamayan bir medeniyetin, tefekkür kabiliyetini kaybetmekte gecikmeyeceğinden hiç şüphe etmemelidir.

Yaşlıları gençlik, gençleri ise aşk ölüme götürür.

Kenâr-ı âba dizilmiş sükûn ile bekler füsûn-ı mâha dalan pür-hayâl leylekler.

Yuvasında Bekleyen Leylekler

Aşk her gün aynı devam ederse bir gün değiştirilmesi gerekir.

Karanlık, ölümün bir parçasıdır. Onun için dinlendiricidir. Büyük dinlenme, bir karanlık denize dalıp bir daha ışığa kavuşmamaktan başka nedir?

Gerçi hayat, kitaba sığmayacak kadar geniştir fakat tekrarlarla doludur.

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak.

MUKADDİME
Zannetme ki güldür, ne de lale
Ateş doludur, tutma yanarsın
Karşında şu gülgun piyale…

Günümüzde aşık olan sevdiğinden karşılık göremeyen kişidir.

Güzel, yalanın çocuğudur.

Geminin keşfine kadar deniz, düşman bir unsurdu.

Ne yazık ki gövdenin güçsüzleşmesi aklın olgunluk zamanına rastlar.

Arkaya bakmadan, yere yuvarlanmaksızın istenilen istikamette kaç adım gidilebilir?

Kim diyor ki kadın şimdi, eskisi gibi yüzünü sıkı örtüler altında saklamıyor? Ya boya örtüleri? Bunların altında hakiki çehreyi hiç görmek mümkün mü? Boyalar olmasa bilmem kadın ne yapardı? Kadın ne yapardı bilmem. Fakat boyalar olmasa bilmem ki göz nasıl boyanırdı?

PARILTI
Ateş gibi bir nehr akıyordu
Ruhumla o ruhun arasından,
Bahsetti derinden ona halim
Aşkın bu onulmaz yarasından.
Vurdukça bu nehrin ona aksi
Kaçtım o bakıştan, o dudaktan
Baktım ona sessizce uzaktan
Vurdukça bu aşkın ona aksi…

AKŞAM YİNE TOPLANTI DERİNDE
Canan gülüyor eski yerinde
Canan ki gündüzleri gelmez
Akşam görünür havuz üzerinde,
Mehtab, kemer taze belinde
Üstünde sema, gizli bir örtü
Yıldızlar, onun gülüdür elinde…

AĞAÇ
Gün bitti. Ağaçta neş’e söndü.
Yaprak ateş oldu, kuş da yakut;
Yaprakla kuşun parıltısından
Havuzun suyu erguvana döndü.

Sağlığın fahiş derecede pahalı olduğu bir asırda, ucuz bir neşeyi neden fazla görmeli?

Akıl; nar, ayva ve portakal gibi geç renk ve koku kazanan bir sonbahar ürünüdür.

Ne yazık ki vücudun çökmesi aklın olgunluk dönemine rastlar.

SONBAHAR
Bir taraf bahçe, bir tarafta dere,
Gel uzan sevgilim, benimle yere,
Suyu yakuta döndüren bu hazan
Bizi gark eyliyor düşüncelere

Aklın en iyi çalıştığı zamanlar bedenin işi bitmiştir neredeyse yürüyecek hali yoktur.

Tüm acıların geceleri çare bulduğu bilinmektedir.

O BELDE
Sana yalnız bir ince taze kadın
Bana yalnızca eski bir budala
Diyen bugünkü beşer,
Bu sefil iştiha, bu kirli nazar,
Bulamaz sende, bende bir ma’na,

Dönmek mi? Ne mümkün geri dönmek düştüyse gönüller bu melâle? Bir eldir ufuklardan uzanmış zulmet bizi çekmekte visale.

BİR YAZ GECESİ HATIRASI
İşveyle, fısıltıyla, gülüşle,
Olmuş şeb-i sevda yine bihab
Oklar gibi saplanmada kalbe,
Düştükçe semadan yere mehtab…

Eti tadan köpek, artık kuru ekmeğe dönmez.

Nasıl ki yaşlılık ölüme götürüyorsa aşkta yaşlılık gibidir esir aldığı bedeni ölüme götürür.

Gök yeşil yer sarı mercân dallar dalmış üstündeki kuşlar yâda bize bir zevk-i tahattur kaldı bu sönen gölgelenen dünyâda!

Namus kavramı, zaman, din, iklim, gelenek ve bilhassa giyim şekline göre değişen kararsız bir erdemdir.

KARANFİL
Yarin dudağından getirilmiş
Bir katre alevdir bu karanfil,
Ruhum acısından bunu bildi!
Düştükçe, vurulmuş gibi, yer yer
Kızgın kokusundan kelebekler,
Gönlüm ona pervane kesildi…

En eski edebiyatan en yenisine kadar, her dilde , şiirin konusu eş değil, sevgilidir.

Seyahat, hele deniz seyahati, ruhun bütün dertlerine devadır.

Tüm geceler içerisinde korkuyu saklar ve geceler korkuların vaktidir. Göz karanlıkta olup bitenleri seçemez ve güzel görünen şeyleri bile düşman gibi görmeye başlar.

Havâda bir gölü tanzir eder semâ bu gece onun böcekleri gûyâ nücûmdur yekser.

Şiir bir hikaye değil, sessiz bir şarkıdır.

Sen sevmeyi bilmedin ki ölmeyi bilesin. Çünkü sevmeyi bilmeyenler ölmeyi de bilemez.

BAHÇE
Gök yeşil, yer sarı, mercan dallar…
Dalmış üstündeki kuşlar yada;
Bize bir zevk-ı tahattur kaldı
Bu sönen, gölgelenen dünyada!

Günün doğma saati, neşe ve umudun başlangıcıdır.

Yarin dudaklarından bana ulaştırılmış olan bir ateştir bu güller.

Bir bakır tasta alev şimdi havuz suya saplandı kızıl mızraklar. Açılıp kıvrılarak göklerde uçuyor parçalanan bayraklar!

Neden bu âb-ı semâvîde avlananlar yok bu haşr-ı nûr-ı hüveynâtı hangi kuşlar yer?

KARANLIK
Aşkın bu karanlık gecesinde,
Hicranımı duydum, seni andım,
Firkatzede bülbül gibi yandım

Ağaçların seheri zirvesinde titreşiyor tuyûr-ı fâniye-i âlem-i tahayyül ü hâb. Semâyı kaplayacak şimdi gâzeler gibi nûr zavallılar kalacaklar esir-i ufk-ı türâb.

Aşık, yüz bulamayan adamdır.

Fikir ayrılığından dolayı aşağılama, öteden beri bizde kullanılan aşınmış bir silahtır ki, onursuz bir miras olarak, aynı türden kalem sahipleri arasında kuşaktan kuşağa geçer.

GELMEDEN EVVEL GELDİN BİRLİKTE
Kalbim
Benim bir ormandı,
İsimsiz, asude,
Bir büyük orman;
Ve gölgelerinde revan
Olan hafi suların aks-i şevk-i müttaridi
Dağıtırken sükutu bihude,
Düşünürdüm ki, hangi gün, ne zaman,
Ne zaman
Girecektin o kalb-i mes’ude?

En güzel şiirler, manalarını okuyucunun ruhundan alan şiirlerdir.

Ateş gibi bir nehr akıyordu,
Rûhumla o rûhun arasından.

ŞAFAKTA
Dönsek mi bu aşkın şafağından,
Gitsek mi ekalim-i leyale ?
Bizden daha evvel erişenler
Ağlar bugün evvelki hayale…
Dönmek mi? Ne mümkün geri dönmek
Düştüyse gönüller bu melale!
Bir eldir ufuklardan uzanmış
Zulmet bizi çekmekte visale…

Yarın dudağından getirilmiş bir katre alevdir bu karanfil.

MERDİVEN
Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak
Sular sarardı yüzün perde perde solmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta

Benzer İçerikler

Ahmet Kaya Sözleri

Beni yaşamımla sorgula iki gözüm, Beni yüreğimle, beni özümle, Bilimle anla beni, felsefeyle anla beni, Tarihle anla beni, ve öyle yargıla.. Ahmet Kaya Sözleri

Albert Camus Sözleri

Albert Camus demişki Sevmenin sınırı olamaz. Geceler sonsuz değildir. Kötülük cehaletten gelir. Sanat zorbalığa karşıdır; tüm sözleri sayfamızda

Ahmet Haşim Sözleri

Ateş gibi bir nehr akıyordu, Rûhumla o rûhun arasından. Acılar gece çözülür. Aşk, değişmeyince ölür. Ahmet Haşim'in en güzel söz ve şiirleri

Son Yorumlar
Yorum Yap
Kapat